Anasayfa


Anız yakıp da gitti

 

Hayattaki tek varlığı kimliğiydi,

Onu tanımayanlar tanımlar,

Tanıyanlardan sorulmazdı,

Sivilde hapis gibiydi,

Yüzündeki morluklar olmasa,

Tanınmasa, bilinmese

Bilinmek için çabası olmazdı,

Her gece gittiği tarlada

Güvercinleri acılı kanatlarından tanısa da,

Geri dönüşte şehrin ışıkları sönmüş,

Sakinleşen evlerden homurtuyla

İç çekişleri bir babanın,

Gözünden teslimiyetin ve çaresizliğin

İki damlası düşse de toprağa

Anız yakıp da gitti.

Bir çığlık yükselse geceye

Bir çığlık yükselse ta yükseğe,

Hoyrat bir alışkanlık vaktinde

Sahibinden kaçmaya direnen köle gibi

Umutları yansa da tutuşan başakta

Geriye kimsesizliği düşer toprağa,

Ateşböceğinden umutlar kırpsa da her yanışında

Zaman bir söner bir yanar kanat uçlarında,

Varlıkta ne varsa bir an irkilmişken,

Bin haşeratı çağıran son bakışında

Anız yakıp da gitti.

    •  

Zaman loş ışık gibi hayalhanesinde

Bir ileri bir geri sallanmaktadır,

Değerleri bitirip yeni değer üretmede

Mahir olanları çoktan geçmiştir,

Kimlikte kardeşti, arkadaştı, yarendi

Dostun evinde dost

Kendi başına hatıraları terk ederek gitti,

Hatıralara ihtiyacı yoktu,

Zaman vardı; içinde boş ufuklar görse de

Ufkundan toprağına uzanan hırsız eller

Mahsullerden bir başak bırakırdı hep geriye,

Evlerden ağıtlar yükselir,

Çaputlar bağlanırken onun bahtına

Kendi kimliğini bırakıp oracıkta

Anız yakıp da gitti.

Çoktu emeği toprağın karnında,

Ona yağmurun bereketinden,

Traktörün sesinden tahıllar öğretti,

Tek başınaydı, kimliksizdi,

Sürmedi yokuşa gelen ilkbaharında,

Gözleri sevdaya erken uyandığında,

Ve yokuşun başında durmadı; ecelinin başında,

Ertelemedi kimliğini alırken bir köşe başında,

Hâlbuki sabrını bir kenara bıraksa,

Tih çölünde bir kervana katılsa,

Çekerken yükünü çıkınında hatıralarla

Ötelerden gelen seslere kulak kesilse,

Adı yazılmasa da berat evraklarında,

Kurtulabilirdi tarih ve devlet karşısında,

O bunu seçmedi, yırtıp kimliğini tarla başında

Anız yakıp da gitti.

 

Özcan Yazıcı